Zaman ve Ayrılık {Bir Maceranın Sonu}

0 Yorum


Yine herşeyi bırakıp uzaklara gitmek istediğim bir günden okumaya değmeyecek bir yazı ile karşınızdayım. Kendi kendime yazıp kendi kendime okuyorum belki ama yinede seviyorum yazmayı. Tabii Alaska'da filitre bir kahve kadar değil. Neyse şöyle aşağıya alalım sizi.


Bloğu açarkende dediğim gibi bu satırları kimsenin okuyacağını sanmıyorum ve bana hatıra olması için yazıyorum demiştim. Bu yolda da yazılar gelecek demiştim. Ancak yoğun geçen vize sınavlarından sonra kendimi dizi ve filmlere öyle verdimki dizi ve film yazıları doldu taştı.

Bu günlerde ise  dizi ve filmlere ara verdim çünkü yapılması gerekn işler çok birikti. Özellikle okulla ilgili olanlar.Bu işleri düşünürken az önce Galatasaray maçını izledikten sonra yarının planını yapmaya oturunca öyle şeyler çıktı ki gece berbat oldu ve işin içinden çıkılmaz bir duruma girdi. Bilgisayar başında kafa palatırken zamanın ne kadar hızlı geçtiğini anladım ve yine kafayı sıyırma yoluna doğru düşüncelere gömüldüm.
Bu düşüncelerdeyken blog aklıma esti, zamanın hızla akıp geçtiği bu günlerde bari kafamın içinde düşünmektense birşeyler karalıyim dedim.

İnsanoğlu çok garip bir yaratık özellikle psikolojisi çok ilgi çekici. Mesela bugün malubiyetten sonra yarının maddi ve manevi yorgunluğunu düşünüp işin içinden çıkamayınca kendimi eskilere atıp zamanın ne kadar hızlı geçtiğini ve ne kadar çabuk değiştimizi farkettim. Ne alaka dimi. Evet öyle ama insan psikolojisi işte.

Sözün özüne gelirsek; sona yaklaşmam duygu patlamaları yaşanmama yol açtı. Bir hayat daha bitiyor yenisine yelken açma zamanı geliyor. Evet Dumlupınar Üniversitesi macerası sona eriyor.İyisiyle kötüsüyle 2 seneyi deviriyoruz. Bunun verdiği baskı ile böyle derin düşüncelerle dolu bir gece geçiriyorum.

Evet 1 Ay sonra bu zamanlar bavulumu toplamaya başlıyorum. İşte bu insana koyuyor. Üniversite hayatına başladığım günü daha dün gibi hatırlarken bir ay sonra okul bitiyor.
İnsan garip oluyor işte böyle, ama farklı bir sorunsal var ben değişimi kabul etmeyen bir kişiyken, şimdi zamanın insanı değiştirdiğini kabul ettiğim bir gece yaşıyorum.
Değişmeyen tek şey değişimin ta kendisiymiş gerçekten. Oturup geriye doğru bakınız lütfen en azından 3 saniye düşünün geçmişteki halinizi ve şimdiki halinizi.

Bu yazıyı şuan ki psikoloiyle yazmak pek mantıklı değil ama 2 yılı özetleyen bir yazı yazmayı düşünüyorum. O zamana kadar esen kalın.


Sözde South Park Sorunsalı

10 Yorum


South Park yeni bölümleriyle yine zirve yaptığı şu günlerde yine, yeni ve yeniden kesimleri sinirlendirmeye devam ediyor.
Yazının Belirtilen Kısmına Kadar 14.Sezon için spoiler içermektedir.
En son bölümlerde Tiger Woods'a standart saldırı bölümlerinden sonra yeni kurban Facebook'tu.
Güzel bir Facebook bölümünden sonra yakın Facebook bağımlısı arkadaşlarım bile bölümü izlerken köpürmeye başladı.
Tam ülkemizin bağlısı olduğu siteye laf attı derken daha önemli bir yere parmak bastılar. Bu'da 200.Bölüm olan S14E05'ti bu bölümde T.Cumhuriyeti'nin resmi dini olan İslamiyetin peygamberi h.z Muhammed'e özel bölümdü. Bu bölümde daha önceden Muhammed'i konu aldıktan sonra aldıkları eleştiriyi eleştirmek için yapılan bir bölümdü.
Kısaca bölüm şöyle: Bizim tayfa Tom Cruise ile dalaşır ve Tom dalga geçilmekten bıktığı için eğer Muhammed'i bize verirseniz size dava açmaktan vazgeçeriz der. Bizim ekipte Muhammedi bulur ancak görünmemesi üzerinden bir çok espri yapar ve islam dünyasının gereksiz hassasiyetiyle dalgasını geçer en son bir kamyonetin içinde konuşurlar Muhammed ile ve Ayı kostümü ile ünlülülere vermek üzere götürürlerken dala geçilmeme gücünü almak için tüm dalga geçilenler toplanır v.s v.s...
Yazının Bundan Sonraki Kısmında Spoiler Bulunmamaktadır

Şimdi burada yine bi kesimin kuyruğuna basıldı gibi görülsede aslında böyle bir durum söz konusu değil. Sadece eleştirilecek nokta Ayı kostümü olabilir. Geri kalan her yerde peygamberin gözükmemesi üzerine espriler var ve dünyada hiç kimsede olmayan dalga geçilmeme gibi özelliğinden söz edilsede. Bizim toplumumuz bi yerde gazı yedimi gerisi geliyor.

Sosyal -ne kadar sosyal olduğu tartışılır- platformlarda duygu sömürücüleri fırsat bu fırsat harekete geçip gruplar kurmaya başlamışlardır. Her gördüğüm video altında Allahımıza peygamberimize küfreden Amerikan Çizgi Filmini (!) protesto edelim tarzı. Duygu sömürücüleri ve çıkar savunucuları türemiştir. Bunlara istedikleri imkanın vermememiz gerek.

Bu yazıyı sadece ve sadece onlar için yazdım en azından bir kaç kişiyi bile bilinçlendirirsek ne mutlu bize. Bu gruplar kuruluyor. Sözde dinimizi koruyalım adında insanları topluyor aylar sonra reklamlar geliyor arkadaşlar allahınız peygamberiniz için şu sayfaya üye olun tarzında mesajlar gelmeye başlıyor. Kanmayın, Aldanmayın....

Gaza gelen basında durmadı tabi birisi gazı verdimi bunlarda halkn duygularını kullanmak için böyle atlıyor işte bi kaç haber örneği:  
CNN TURK
MİLLİYET
Yeni Şafak

Bir Star Wars Klonu: Star Trek

1 Yorum




Yok yok fazla kötülemeyeceğim ancak bir film bu kadar yürütme olmaz ki. Aslında olur neden olmasın çünkü bir efsanenin ardından böyle bir işe kalkışmak zor iş.

Peki film nasıl? Hayatında hiç Star Wars izlememiş birisi ağzı açık izler hemde yapım yılı 2009. Ancak sadece 1977 Yapımı ilk SW filmi "Star Wars Episode IV: A New Hope" filmini izleyen birisi dahi bu filme süper demez.

Öncelikle ilk dakikalarda konu bütünlüğü sağlanamadı, belki diğer filmleri izlemediğim için bana öyle geldi herneyse ırklar bir türlü düzene giremedi Spock'ın ırkı insan ırkına karşı derken Spock ile bizimkileri aynı safta gördük birden. Ardından korsan gemisini geçemeyecek bir kişiile savaşarak filmi bitirdiler. Koca fedarasyon 1 gemiyle savaştı neden ? Çünkü o gemi gelecekten gelmiş. Yoook artık. Evet evet gelecekten geldi.

Şimdi asıl merak ettiğim konu şu. Bu serinin orjinal yapımlarında zaman yolculuğu var mı ? Eğer varsa o işin içinden çıkılmaz. Gerçi olduğunu zannetmiyorum çünkü "J.J" nin kişisel takıntısı bu zamanda yolculuk, malum Lost'tada 5.sezon komple bununla geçti ama sonra hiç olmamış gibi devam ettik.

Film genel olarak iyi vakit geçirmek ve özellikle üzerine basa basa söyliyim AKSİYON isteyenler için birebir. Daha konu, ırk gibi önem hususlara değinmeden huraaaaa savaşa şeklinde başladı.

Zacr sayesinde biraz renklendi film. Sert mizacı ile tanına Zacry'e duygusuz ırk olan vulkan'lı Spock verilmiş ve çokta iyi olmuş.
Başrolümüz Luke Skywalker çakması zıpçıktı Jim ise yine filmin zayıf halkalarından birisi. Özellikle Jim'de SW kültürüne ters bir olay oldu ve o yaşta, o zihniyette birisi kaptan oldu.
Yine kaptanı canlandıran Han Solo çakması karaktere Flashforward'dan yakından tanıdığımız ajan Demetri yani John Cho verilmiş.

Benim için SW klonu bir filmde 2-3 sevdiğim aktristin uzay gemileriyle biririne ateş edip sağa sola ışınlanmasından başka birşey vermedi film. Belki de SW ile çok kıyasladığım için böyle bir sonuç çıktı yada Diğer 14-15 Star Trek filmini izlemediğim için.
Onu bunu bilmiyorum ama izlemeyi düşündüğüm bir seriden gece 04:00'da sinirlerimi geren son yapımıyla vazgeçmiş bulunmaktayım.

Sözün özü havalarda uçan mermiler, sağa sola ışınlanma ve bol bol "aaa ölddüü,aha son anda kurtuldu" tarzından aksiyon görmek istiyorsanız izleyin derim. 10/5

May the force be with you J.J.

Hayata Anlam Katanlar-2 {LOST}

0 Yorum



Star wars hakkında yazdıkça yazdım, içimden ne geliyorsa söyledim şimdi geldi hayata anlam katan ikinci olaya. Olay diyorum çünkü LOST bir dizi olamaz.

SW hakkında ne kadar çok yazdıysam Lost hakkında o kadar az yazabilirim, çünkü lost'a artık ne söyleyecek bir söz bulabiliyorum nede yazacak birşey.

Dizi alemine başlama sebebimdir kendisi tabii eski "V" ve Charli'nin melekleri gibi yapımlarıda takip ettiysemde warez olarak indir altyazı bekle izle tarzından ilk takip ettiğim yapımdır kendisi.

Hep bir önceliği ve ayrı bir yeri vardır Lost'un. Onu değil yazı olarak sözel olarak bile herhangi bir kişiye anlatamayız. Lost ne ? sorusuna yıllardır cevap veremem. Şimdi tutmuş hayatıma anlam kattığı için birşeyler yazıyorum.

Tek Renk Tek Yürek Artık Burada

8 Yorum



Sevgili dostlar daha öncede bu blog macerama başladığım ve GSCimbom forum dostları sayesinde yürüyen Galatasaray ile ilgili tüm içeriklerin bulunduğu bloğumuz Tek Renk Tek Yürek Bloğu bugünden itibaren buraya taşınmıştır.

Daha önceden her telden çalacağımızı söylemiştim ama daha çok Film ve Dizilere gömüldüm kaldım bu benim içinde bulunduğun durumu gösteriyordu. Amma dün bloğa katılan arkadaşım sürrealistadam sonrasında bloğun futbola aç olduğunu gördüm ve kendi yazılarımı yazdığı Tek Renk Tek Yürek Bloğunuda burada yazmaya devam edeceğimi belirtmek istedim

Tabiiki buraya yazdıklarımı orada da paylaşmaya devam edeceğim ama burayı genel bir çatı olduğunu belirtir ve desteğinizi beklerim.

Şimdiden Teşekkürler.

Bu Kızları Seviyorum {Gilmore Girls}

4 Yorum



Hani insan hep kenarda kalanlara ayrı bir sevgi gösterir ya -belkide her insan değil- bende bu kızlarda onu buldum.
Bu diziyle tanıştığım anda izlemek için birşeyler arıyordum, saçma saçma her diziye şans veriyordum yine o maceralardan birisi olarak başladı hayatımda Gilmore Girls.
Stars Hollow isimli hayali bir kasabada 16 yaşında hamile kalan aykırı tip Lorelai, aykırı bünyesi, devamlı değişken fikirleri yüzünden sevgilisini ve ailesini terk ederek karnındaki bebeğiyle tek başına yaşamaya karar verir.
Dedik ya aykırı bir tip kızının adınıda Lorelai koyar ancak Rory diye bilinir Stars Hollow'da.
Evet konu bu kadar. Böyle bir konudan ne çıkabilirki ama değilmi. Çıkıyor efendim çıkıyor; inanılmaz bir anne-kız ilişkisi, mükkemel bir aile yapısı, günübirlik yaşanan hayatlar. Tam anlamıyla küçük dünyada büyük umutlar.
Ana tema Lorelai kızına kendi yaptığı hataları yapmaması için yardım olsada 7 sezonluk dizide neler neler yaşanır siz düşünün.

Amy Sherman-Palladino

Dizi Amy Sherman-Palladino tarafından yaratılmıştır.İlk kez 5 Ekim 2000 tarihinde The WB Television Network kanalında yayınlanan dizi 15 Mayıs 2007 tarihinde The CW Television Network kanalında yayınlanan 7. sezon finali ile sona ermiştir. Dizi, Türkiye'de ise CNBC-e televizyon kanalı tarafından gösterilmiştir.

Ben kişisel olarak cnbc-e'de yakalayamamış birisi olarak altyazı sıkıntısından 3 sezon izleyebilmiş bulunmama rağmen her kahve yapışımda her fast-food atıştırmamda aklıma gelen Gilmore kızlarını aklım karışık, karar verme aşamasında sinirli olduğum zamanlar özellikler açar açar izlerim. O pembemsi dünyada kaybolup giderim.


Oyuncular hakkında bilgi vermek gerekirse başroldeki kızlarımız. Anneyi Lauren Graham canlandırmaktadır, şirin kızımız -diziyle yetişkin birisi olsada- Rory karakterinide Alexis Bledel canlandırmaktadır.
Dizinin ayrı bir özelliğide kadrodaki diğer isimlerin günümüz dizilerinin ana karakterleri olması, yani diziyi izerken karşınıza pat diye genç bir oyuncu çıkıyor ve ben bunu bi yerden hatırlıyorum derken "aaa" sesiyle bu merak anlam kazanıyor. Mesela ilk 3 sezonda küçük rollerde şuanki Supernatural'da genç kızlarımızın sevgilisi Sam Winchester karakterindeki Jared Padalecki'yi karşınızda görebilirsiniz. Yine şuan Heroes dizisindeki sümsük başrolümüz Peter Petrelli karakterindeki Milo Ventimiglia yine dizideki küçük rollerin değişmez isimlerinden. Tabii bu isimlerin young halini izlemek ayrı bir keyfi veriyor.
Yine kişisel olarak bu isimlere olan hayranlığımdan (Lauren Graham-Alexis Bledel) ikisininde 3-4 filmini izlesemde bu dizide aldığım keyfi alamadım.
Ana karakterlerimizin oynadığı diğer yapımlardan bahsetmek gerekirse. Lauren Graham'ın rol aldığı yapımlar sırasıyla şöyle:
Nightwatch, Sweet November, Bad Santa, The Pacifier, Lucky 13, Evan Almighty,Flash Of Genius, Birds Of America Adlı yapımlardır. özellikler Komando dadı(The Pacifier)'daki performansı dikkat çekmiştir.
Alexis Bledel'in rol aldığı yapımlar ise şöyle:
Tuck Everlasting, Sin City, The Sisterhood Of The Traveling Pants, I'm Reed Fish, The Sisterhood Of The Traveling Pants 2, The Post Grad Survival Guide, The Good Guy'dır. En başarılı yapımı The "Sisterhood Of The Traveling Pants" serisi olsada The Good Guy Filmindeki başrolü büyük ses getirmiştir.

Yani sözün özü LOST'tur, Prison Breka'tir, Dexter'dır, House'tur böyle büyük yapımları zaten izliyoruz ve takipteyiz ancak arada böyle kaçamaklar yapmak ve çok az izleyicisi olan dizilere şans vermek insan hayatında ayrı bir yeri oluyor.

Buradan seslenmek istediğim kişilerde var özellikle Divixplanet ve İndivx ailesine:
indix dar kadroyla çalıştığı için şansı az olabilir o yüzden özellikle divxplanet şimdiye kadar binbir zorlukla çevrilen altyazılardan sonra daha çok yakın bu işe. Yani sevgili Divxplanet ailesi ve altyazı işindeki dostlar forumda'da başlığı hortlatacağım az sonra ama belki gören olur buradanda seslenmek istiyorum. Şu diziye tekrar el atalım. Çok zor ve zahmetli olduğunu biliyorum ama bu zahmete değer.

Hereyse efendim iyice uzattık. Yazının tek cümlelik özeti: Gilmore Kızlarımızı izleyin, izletin.

Hayata Anlam Katanlar-1 {Star Wars}

0 Yorum



Star Wars tam bir efsane.

Hayatıma girdiği günden bu yana 6 filmi de 10'ar defa izlememe rağmen bıkmamış, usanmamış olmaktan gurur duyuyorum.
Star wars bir filmden çok daha ötedir, adeta yaşam biçimidir.

Seriyi izlemeyenler abarttığımı düşünebilir, normaldir de ama kesin olan bir gerçeklik: Kesinlikle abartmadığımdır. Hatta bu konuda biraz sert teorilerim dahi var, serinin film dünyasına yepyeni bir bakış açısı verip çok filme ilham kaynağı olduğu için bu seriyi izlemeyenlerin diğer filmlerinin bir anlamı olmadığını düşünüyorum.
Hatta abartıp Star Wars izlememiş insanın film izledim demesin diyorum.

Şöyle ki;
Belki de şimdiye kadar hiçbir film onun kadar büyük bir fan kitlesine sahip olmadı. Hiç bir film serisi 20 yılı aşkın bir süre boyunca başarısını bu denli koruyup bir fenomen olmayı başaramadı. Amerikan film üretim stratejisi içinde hiçbir film, onun kadar tartışılmadı, sevilmedi ya da nefret edilmedi. Onun üzerine bugüne değin birçok şey söylendi; psikanalizden sosyal teorilere kadar Star Wars gizemi çözülmeye çalışıldı. Kimi eleştirmenler onu yalnız galaksiler arası bir peri masalı olduğu konusunda eleştirdi, kimileri Dune’un kopyası olmakla suçladı, kimi teorisyenler de soğuk savaş ideolojisinin okültizm sosuna bandırılmış tasviri olduğunu söyledi. Ama ne olursa olsun, Star Wars milyonların beğenisini kazanmaya hep devam etti ve popüler kültürün sinema endüstrisi içinde yarattığı en büyük ikonlardan biri oldu. Öyle ki film serisi tarikatvari bir hayran kitlesi yaratarak, milyonların peşinden koşmasını sağladı. Bu ikonoloji kendinden öncekileri yerle bir etti, yeni izleyici alışkanlıkların doğumuna ev sahipliği yaptı ve sürekli olarak kendini yeniden üretti.

Bununla birlikte zihinlerde hep aynı soru kaldı: Galalarında toplumsal bir histeri yaşanan, Jedi şövalyeliğini bir din olarak kabul ettiren, 40 yaşın üstündeki insanları Darth Vader kostümleriyle dolaştıran itici güç nerede saklı? Başka bir deyişle, Star Wars’un gizemi nerede? Yalnızca denildiği gibi mikro dünya kapsüllerini yutturan bir pazar taktiği mi, kaçışçı davranışların son noktası mı, yoksa bunlardan daha fazlası mı? En katı sinema eleştirmenlerinin dahi eğlenmekten kendini alamadığı Star Wars serisi sinema için bir devrim mi, yoksa içi boş ama renkli bir sandık dolusu oyuncaktan mı ibaret? İşte Star Wars’un tartışmasız başarısının ve onu sevmemizin birkaç nedeni:
Yakın Bir Geçmişte, Çok Çok Yakın Bir Galakside...

Lineer bir çizgide akan, uzayda geçen bir masal havasında gelişen, bugünün standartlarına göre alışıldık bir teknik içeren Star Wars’un vazgeçilmezler arasında yer almasının nedenini daha iyi anlamak için belki de hikayenin en başına, 1970’li yıllara dönmek gerek. Soğuk savaşın en sıcak günlerinin yaşandığı bu yıllarda kutbun her iki tarafı da gözlerini yıldızlara dikmiş. Soğuk savaş artık dünyadan uzaya sıçramış, kimin daha çok uydusu olduğu yarışına dönmüş... Şimdiye kadar kenarda kalan bilimkurgu sinemasının belki de en iyi örneklerinin bu yıllarda verilmesi ve Lucas’ın filmine Yıldız Savaşları ismini koyması boşuna değil.

C3PO ve R2D2
Bunun yanı sıra 70’li yıllar Batı toplumlarının, özellikle ABD’nin siyasi bunalıma düştüğü, total olarak modern projenin krize girdiği yıllar olarak da not edilebilir. Ekonomide yaşanan dar boğazlar, sürekli artan enflasyon oranı ve petrol merkezinde dönen mali politikalar yeni bir strateji arayışına sürüklerken, siyasi alanda yaşanan iktidar boşlukları pesimist havanın daha da ağırlaşmasına yol açar. Toplumun siyasi aktörler konusunda yaşadığı şüphe sinizm olarak politik tavrı belirler. Bir tarafta yıllardır kayıplarla süren Vietnam Savaşı, ardından patlak veren Watergate skandalı, diğer tarafta tüm dünya gençliğini ayağa kaldıran 68 ruhu ABD’yi çalkalamaktadır. 68 gençliğinin atmosferi Avrupa’da modernist sinemanın anlatı üzerine giriştiği deneylere yansırken, her zaman kahramanlara ihtiyaç duyan ABD’de kastrasyona uğramış iktidar sinemada karanlık ve septik bir üslubun doğasını oluşturur. Stanley Kubrick mekanik insanın anatomisini çıkarırken, Martin Scorsese arka sokakların gerçek yüzünü ortaya koymaya çalışır, Coppola Baba serisi ile yeni gelişen göçmen sınıfların işleyiş mekanizması ile epik bir anlatıya yönelirken, Robert Altman sinema konusunda radikal arayışlara girer. Her biri farklı bir auteur sinemasının inşasını gerçekleştirirken, birbirlerinden beslenir. Otomatik Portakal’ın ya da ABD’de o dönemde en fazla gişe hasılatına sahip bilimkurgu filmi 2001: A Space Odyssey’in parlak ve aseptik toplumları ile Taxi Driver ya da Long Goodbye’ın karanlık ve tekin olmayan mahalleri görsel olarak çok farklı olsa da, aslında hepsi aynı noktada birleşir: Tek boyutlu hale getirilmiş modern insanın yalnızlık senfonisi, kemikleşmiş ve her yana yayılmış tahakküm sisteminin eleştirisine nakarat olur. Güvenin yerine her daim kendini gösteren ihanet, bilincin yerine disenformasyon, özgürlüğün yerine kurgulanmış gerçeklik geçer.

Anti kahramanın revaçta olduğu sinemasal anlayış içinde Hollywood gerçek bir kahramana bu denli ihtiyaç duymamıştır. İşte felaket filmlerinin zirve yaptığı, kara filmin yeniden doğduğu, politik hicvin bağımsız sinemaya nüfuz ettiği bu ortamda

Hayata Anlam Katanlar

0 Yorum


Evet ilk önce sağ frame'ye hiç birşey koymamayı düşünüyordum ama ardından bu hayatı benim için değerli kılan herhangi varlığı koymak istedidim, benim gibi birisinin hayatını renkli kılan ne olabilir diye düşünürken dizi-film dünyası dışında birşey gelmedi.

Önce Sandra Bullock tek başına düşünsemde sonrasında Lost ve Star Wars'ün benim için değerlerini anladım ve onlarıda ekledim.

Ama bitmedi tabiiki devamlı önemli bitşey aklıma geliyor. Önce ilk eklediklerim hakkında yazılar yazdıktan sonra, hayatımı renklendiren herşeyi o kategoriye ekleyip yazılar yazacağım.

Öncelik ilk 3 yazısız eklediğimde onlar orada süs değil hepsi hakkında tek tek yazacağım. Hemde şimdi :) heveslenmişken kaçmadan döktürmek lazım.

Alaska ve Manifesto!

0 Yorum

Evet "Alaska"
Nedir bu Alaska saçmalığı ? Uzun zamandır gelen sorudur bu bana ve şimdi bir blog açma fikrinin hemen ardından isim arayışı içine girdiğimde ilk sarıldığım temadır kendisi. Peki neden ? İlk kendime sordum bu soruyu, kendi kendimi mi tatmin ettim bilmesemde mantıklı bir açıklama yaptım kendime.

Şimdi bana yıllardır sorulan ne Alaska'sı ya sorusuna ilk yazıda açıklama getirmek istedim:
Alaska çocukluğumdan bu yana izlediğim Amerikan veya Amerikanvari film,dizi ve envai çeşit kanakta satır aralarında belki sadece 1 kez telafuz edilsede üzerimde bir etki bırakmış bir Amerika bölgesidir.
Bir gün bir sitye üye olurken nick istendiğinde aykırılık damarım tuttu ve her zaman aldığım nickten farklı bir nick almak istedim. Düşün düşün aklıma birşey gelmedi hemen ardından kalvyelere gitti parmaklarım ve yazdığı nick Alaska idi. Ne alaka ? bende çözemesemde aradan yıllar geçtikten sonra bu siteye giriş yapmaya çalıştığımda her zaman kullandığım nick'i kullanmadığımı farkettim, şifre hatırlatmadan sonra Alaska diye birşey geldi. İşte o gün içimdeki Alaska sevdası alevlendi.
O gün ve takibi günlerde tüm hayatımı Alaska bölgesi üzerine kurup aldığım tüm nickler Alaska olmaya başlamıştı.

Peki Neden? Neden böyle birşey başladı.

Tek nedeni şu: Her zaman karlı,puslu,karanlık,kapalı ve yağmurlu havaları sevmişimdi o 2-3 gün devamlı Alaska'yı araştırdım ve hava olarak, insanlar olarak, yaşama stilleri olarak benim yaşamak isteğim yer olduğuna karar verdim.

İşte o gün bu gündür bir Alaska aldı başını gidiyor.
Evet saçma biliyorum ama ben böyle cins bir kişiliğim işte :)

BLOĞUN AMACI


Çok önceleri bir motorlarımavilikleresürelim diye bloğum vardı, az bir takipçim olsada yazdıklarımdan çok zevk alıyordum ardından araya üniversite girdi, kişisel değişim ve gelişim girince blog sevdası rafa kalkmıştı.
Ancak geçen hafta yayında olmayan bloglarımı incelediğimde yazdıklarımı okuyunca o kadar çok eğlendim ve güzel zaman geçirdimki tekrar yazma isteği doğdu içimde.

Şimdi gelelim bu bloğa;
Bu bloğu hiç kimsenin takip etmeyip okumayacağını çok iyi biliyorum ancak ben yazacağım dedimmi yazarım kafaya koydum bir kere.
Yaşamın anlamı, varoluş sebeplerimiz gibi saçma konularda bile saatlerce kafa patlatan en küçük bir felsefik hareketlilikten dahi saatlerce düşünen ben en azından hayatın tam üzerine birşeyler yazmak istedim.

Bunu ego tatmini olarakta görebiliriz belki. Herneyse nasıl görülürse görülsün yazacağım okunmayacak bu böyle gidecek ve yıllar sonra oturup hepsini tek tek okuyacağım :) amaç bu.

Tarihide unutmayalım seneye şöyle bir baştan okumak üzere uğurlu! sayı 13'ün nisan ayı yıllardan da 2010 :D hadi sağlıcakla.

Ek Sayfalar

Bu blogdaki yazılar Kamil Akar'a aittir ama ego şişkinliği yapmaya lüzum yok, Copy Paste serbesttir. Blogger tarafından desteklenmektedir.
Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...

Hayallerine dokun, bloğuma dokunma

Gelecek Bölüm Promoları

Gelecek Bölüm Promoları
Güncelleme: BUGÜN (Fringe ve "V")

Followers

En Çok Okunanlar

İnternette Sansüre Hayır!

sansüre hayir

Twitter Şeysi

Video İzleme Zımbırtısı

Hayata Anlam Katanlar-1

Hayata Anlam Katanlar-2

Hayata Anlam Katanlar-3

Hayata Anlam Katanlar-3

Büyük Efsane'M

Hakkımda

Kısaca asosyal, okumayı ve yazmayı seven, 7/24 dizi izlese sıkılmayan, filmler hayatının gidişatını etkileyen, futboldan vazgeçemeyen bir kişiliğim :) Kendim için birşeyler karalıyorum, okuyan olursa ne âlâ, okuyan olmazsa ileride döner döner kendim okurum demiş ve başmışımdır... Başta dediğim gibi... Sadece ego tatmini!