Spa Francorchamps

0 Yorum



Her formula 1 severin favori pistleri vardır, herkes farklı yarışları izlemekten zevk alır. Ancak öyle pistler vardır ki onları sevmeyen yoktur. Bunların en başında da Spa Francorchamps gelir.

Öyle bir pisttir ki Spa her pilotun kazanmayı hayal ettiği, hız tutkunu takımların ekstra güçlü hazırlandığı, sezonun Monaco, Monza gibi pistlerinde olduğu gibi en çok ilgi gören pisttir.

Peki neden bu kadar sevilir bu pist ? Tüm pistlerden daha fazla geçiş ve atak imkanı, aerodinamik yapısı itibariyle hıza ve aykırı virajlara sahip olması, her an herşeyin olabilme imkanı ve tabii ki tarihi eau ouge'u pisti bu kadar sevmemize neden oluyor.


Kimi ve Son Spa
Geçen sene özellikle Force İndia için üzgün geçen bir seneyi çok mutlu hale dönüştürdüğü için ayrıca sevdiğim pist olmuştur Spa. Dediğimiz gibi geçen sene Brawn ve RedBull Racing hegomanyasında giden sezonu birden öyle bir hale getirmiştir ki spa belki de sezonu yeniden başlatmıştı.


Yarışı aykırılık dediğimizde ilk aklımıza gelen isim olan ve pistin hastası Kimi Raikkonen kazanmıştı tabii ki bir önceki sene orada yaşananları unutmadığımız için Kimi adına nasıl bir başarı olduğundan bahsetmek bile istemiyorum.


2010 Ve Ferrari Beklentisi
Bu sene için ise 4 haftalık yaz arasından sonraki belki de sezonun yeniden başlamasına sebep olacak pist demiştik hepimiz, özellikle Almanya'da ki Ferrari Duble'ı ve Macaristan'da beklediğimizi alamadığımız Ferrari hızının ardından bu pistin gediklisi Ferrari için şampiyona'nın yeniden başlaması anlamına geleceğini düşündük hep beraber.

Hatta yapılan kim kazanır anketlerinde de Ferrari ve Alonso'nun ezici üstünlerini gördük, tabii ki bu istatistiklerde antreman turlarında ki Ferrari üstünlüğü de çok önemliydi.

Ferrari bu kadar yüksek beklentiyle girdiği bir haftaya beklentileri karşılayarak başlasa da yağmurun azizliğine uğradı diyebiliriz. Bunda ben kesinlikle Domenicali stratejik hatalarını suçluyorum. Özellikle yağmurlu havada antremanlarda gördük ki çok başarılı bir F-10 var peki Q3'te ne yaptı Domenicali son sıfır set lastiklerini son tura saklayıp öyle bir zamanda piste sürdü ki Fernando'yu beklendiği üzere kötü bir tur attı. Peki ne yapabilirdi ?
O tur'dan sonra 1 tur daha attırıp o çok koruduğu lastiklerinden en yüksek performansla en azından pollük olmasa da podyumluk bir sıra elde edebilir sonra yeni lastiklerle hemen piste çıkabilirdi yada hiç tur atmayıp son setleri yağmurdan sonra kullanabilirdi. Sözün özü Domenicali yine stratejik hatalarından birisini yapıp Ferrari için çok iyi geçmesi gereken Spa macerasını kötü başlattı.

McLaren ve RedBull Racing 
Şampiyonluğun hâlâ iki en güçlü adayı RBR ve McLaren Ferrarinin gerisinde kalacak derken yine tepede yer aldılar. Tabii RBR'nin sıralama performansıyla yarış performansı arasında dağlar kadar fark var orası ayrı bir konu ama yine de büyük bir başarı elde ettiler ki Kanada harici hiç pole vermemeye devam ettiler.


McLaren'e ise ayrıca değinmek istiyorum, bu takım gerçekten sezon içerisinde büyük gelişimler gösteriyor, bu bilinen bir gerçek ancak o kadar kötü geçen son iki yarıştan sonra bu gelişimleri gerçekten inanılmaz düzeyde ve gerçekten sok edici bir olay. Button'ı geçtim de Hamilton yüreğiyle ve çirkefliğinin verdiği avantajla gerçekten iyi şeyler yaptı ve yarışta da Mark'ı en çok zorlayacak isim gibi şuan da. 4 haftalık aranın 2 haftası fabrikalar hiç açılamaması ve 2 haftada bu büyük farkı kapatmaları tebrik edilecek bir husus ve şuanda normal şartlarda RBR'yi yakalayabilecek en yakın takım.

RBR için ise esnek ön kanat tartışmasında artık işin bir yere varması gerekiyor, çünkü televizyon görüntülerinde gördük ki aracın yere basma gücünü yani downforce'unu çok etkiliyor ve buda ekstra bir hız demek. Belki Spa'da çok etkilemez anca bu işin hemen çözülmesi ve eğer yasal ise diğer takımların yarış içinde olması için son şansı çok çabuk kullanmaları gerekiyor zira sezon bitmesine az bir zaman kaldı.


Force İndia ve Diğerleri

Force İndia'ya ayrı bir sempatim var bu bir gerçek, geçen sene burada Giancarlo gerçekten çok mükemmel bir sürüş gösterip takımın tarihinin en büyük başarısını ve belki ayakta kalmasını sağladı. Bu sezon ise takım Sutil ve Luizzi ile puanlar toplamaya çalışmakta.
Sezon öncesi 5.Takım olmak istediklerini söyleseler de Renault ile fark özellikle şanssız geçen son 2 yarışta bir hayli açıldı. Anca Fİ hâlâ en iyi 6.takım pozisyonunda Williams ve Sauber'in önünde ve böyle de kalacak gibi. Bugün de yarışa 8.sırada iki Williams'ın arasında ve daha önemlisi Alonso'nun önünde başlayacak ki Alonso'nun agresif sürüşü hızlı Sutil ve Force İndia için bir kaza tehlikesi oluşturmuyor değil.

Diğer takımlardan bahsetmek gerekirse Sauber'in kötü performansı Petrov'un içler acısı durumu, verilen cezaların ardından HRT ve özellikle Lotus için tarihi günlerden biri ki iki takımında tarihinin en iyi sıraları olan 13, 15 ve 18 i aldılar.

Mercedes ise yine büyük hayal kırıklığı yaşadı özellikle cezalardan sonra MSC 21, Rosberg ise 14. Başlayacaklar yarışa ancak yine Shumi'den çok agresif bir sürüş izleyebiliriz ve inşallah izleriz  yoksa yine Shumi'nin tur yemesini izlemek istemiyorum.

Yarışa Doğru


Sözün özü yine bizi çok farklı bir Spa bekliyor ve yağmur ihtimali hâlâ çok yüksek. Her takım farklı stratejiler uygulayacak ancak yağmazsa Hamilton'ın Mark'a yapacağı atak dışında liderliğin fazla değişmeyeceğini ancak diğer sıraların her şeye açık olacağını biliyoruz ki unutmamak gerek burası Spa Francorchamps....

Ve artık sözü Trt ekibine bırakma zamanı geldi ki TRT ile ilgilide bir şeyler söylemek istiyorum özellikle dün ki sıralama rezaleti, rezaleti diyorum çünkü çoğu insanın sıralamaları kaçırmasına sebep oldu hiç bir uyarı yapmadan yayını TRT-3'e alarak. Zaten F1'den memnun değil dedikodularının dolaştığı bu günlerde bu olay her şeyin tuzu biberi oldu.
Biz sözü onlara bırakalım yarıştan sonra görüşmek üzere diyelim

Zvjezdan Misimović Galatasarayda..!

0 Yorum






Diego resmi olarak Wolfsburg sözleşme imzaladı ve ilk maçına çıktı. Schalke Misimovic'ten vazgeçti, bugünkü maçtata ilk 18'de yoktu Misimović bu olaylar doğrultusunda Galatasaray son kez devreye girip her konuda anlaşma sağladı. 
Üzüntümüzden bu haberi bu kadar sade bir şekilde geçiyorum. Resmi sitede bugün yarın transferi açıklar diye düşünüyorum. Herkese hayırlı olsun tabi ne kadar sevinirsiniz bilmiyorum.
Ayrıca Defansif Önlibero ihtiyacımız apaçık ortadayken hâlâ neden hücümcu oyuncu aldığımız ayrı bir konu. 

Ne olursa olsun klübümüze faydalı olmasını temenni eder kendisine kutsal forma altında başarılar dilerim.


Derbi mi Büyük Maç mı ?

0 Yorum




Evet her Trabzon-Galatasaray, Fenerbahçe, Beşiktaş maçlarından önce bir kliseyi yıkmak için çok uğraşırım. Bu fikrimi eleştirenler oldu ama benim gibi takıntılı birisi için sinir bozucu bir husus.

Konu şu "DERBİ" kelimesi. Bu kelimenin anlamı aynı şehir takımlarının birbiriyle yaptıkları müsabakalara verilen kısa isim. Ama bizde öyle bir klişe varki her büyük maça derbi diyoruz, bunu koskoca yayıncı kuruluş spikerleri bile yapıyor.a

Ben ayrıntılara takan bir insan olarak her bu hatayı yapana söylüyorum, uyarıyorum ama bu seferde ne oluyor yok çok bilmiş yok insanı aşağılama. Değil aksine hatalarını söylemeye çalışıyorum ve bu klişeden kurtulmaya çalışıyorum.

Evet belki abartıyorum ama yıllardır dizilere "FİLİM ABİ" diyen zihniyete karşı, eğitim olarak en üst seviye kişilerin bile derbide Fener ne yapar sorusu insanı(yada beni) çileden çıkarıyor

Vesselam anlatmak istedğim buydu belki gereksiz ve abartmış olabilirim ama yıllardır sözel olarak dile getirdiklerimi yazmak istedim... 


Trabzonspor-Fenerbahçe Derbi değil büyük maçtır...


Ha derbi mi ? Alın size derbi anlayışımız....

Yeni Sezon Promoları {Güncel...}

1 Yorum

Yeni sezona merhaba demeye hazırlandığımız şu günlerde dizilerimizden önce set fotoğrafları ardından promolar düşmeye başladı. bende nacizane elimden geleni yapmak istedim ve sezon öncesi elime ulaştıkça tüm dizilerin promolarını bu başlık altında paylaşacağım. Fazla uzatmadan başlayalım;









Diğer Videolar Yazının Devamında...


Yepyeni Bir Sezon // Sezon Premiere Tarihleri

0 Yorum

Sevdiğimiz herşeye ara vermemiz, herşeyin düzeninin bozulmasından dolayı yaz ayını hiç sevmem. Özellikle dizilerimden ayrıldığım için hiç sevmem.
2009-2010 Mükemmel bir dizi sezonu oldu benim için, özellikle Lost son şakasını yaptı ve gitti.
Şimdi ise yeni sezon öncesi tüm hazırlıklar tamam ama içimde bir eksiklik var. Hiç bir şey eskisi gibi olamayacakmış hissine kapılıyorum, tabii ki bunda Lost'un payı büyük. Ancak yinede severek takip ettiğim dizilerin başlayacak olmasından ayrıca bir mutluluk duyuyorum.

Yeni sezon özellikle yeni dizilerin bolluğu ile geçebilir, çünkü özellikle ABC bir iktidar takıntısına girebir. Hatta herzaman alıştığı tepede olmayabilir bu da dizi katliamıyla meşhur ABC'nin bu sezon bol bol dizi katletmesi anlamına gelebilir.



Dexter

Yetişemesemde mükemmel bir 4.sezon geçiren Dex. özellikle Michael C. Hall'ın hastalığıyla yeni sezonu merak konusu olan dizinin devam edeceği açıklanınca hepimiz sevince boğulmuştuk ve artık 5.sezonu daha farklı bir gözle izleyip iyi varsın Dex. diyeceğiz. Yayın Tarihi: 27 Eylül 2010



House 
Aykırı doktorumuz hız kesmeden yayın hayatına devam ediyor ve her sezon üzerine biraz daha koyarak gidiyor. House çekimlerine çok önce başlandı ve süpriz gelişmeler yaşanacağı sızan haberler arasında. Sezonun en demirbaş dizilerinden birisi olacak House belki de sezonun en iyisi olabilir. Yayın Tarihi: 21 Eylül 2010


Fringe

Geçen sezon geç başlamasına rağmen en çok konuşulan ve ses getiren dizilerinden olan Fringe bu sezona erken bir açılış yapıp Lost'suz sezonda en iyi olma yolunda emin adımlarla ilerleyecek. Ben bu sezon en çok Fringe'den ümitliyim. Konu tam oturma aşamasındayken harika bir sezon izleyebiliriz. Sezon premier'inin isminin Olivia olması çok konuşulan sezon finalinin ardından daha da çok merak ediliyor. Yayın Tarihi: 24 Eylül 2010




Two And a Half Men
Geçen sezon CBS'nin en çok reytin alan komedilerinden olan Two and a half men bu sezona çok şüpheli girse de son gelen haberlerle ümitlendik. Şüphe derken tabii ki başrolümüz Charlie'nin diziye devam edip etmeyeceğiydi. Önce Charlie Sheen dizide süresini doldurduğunu ve artık bırakmak istediğini açıklasa da aslında bunun bölüm başı aldığı parayı arttırma stratejisi olduğu söylendi. CBC sessizliğini korusa da yeni bölüm tarihi açıklanmış ama Charlie ile anlaşılmamıştı, yani dizi Charlie'siz devam edecek gibiydi. Ancak CBC bunun büyük bir kumar olduğunu farkedip masaya otursa da Charlie 700 kusur bin aldığı bölüm başı ücreti 1.4 Milyon Euro'ya çıkartmak istemiş ve CBC direk reddetmişti. Süre gelen günlerde iki tarafta sessizliğini koruyarak geçirdi. 
Sonuç olarak son gelen haberler CBC'nin kaybettiği ve Charlie'ye istediği parayı verdikleri yönünde oldu. Resmi açıklama görmesem de Charlie kendi ağzından devam edeceğii dile getirdi ve bu bizleri deli gibi mutlu etti. Hâlâ içimde kuşku olsa da bekleyip göreceğiz: Yayın Tarihi: 21 Eylül 2010

How i Met Your Mother
Komedilerin en popüleri olsa da 5.Sezon itibariyle istediği reytingleri alamadı, bu belki artık anneyi görmek isteyen izleyiciyi tatmin edememekten kaynaklanmaktadır.

İki Dizinin En Komik 2 sahnesi {Taahm & Himym} -Video-

0 Yorum




Hep öyle uzun uzun yazılarla baymak olmaz, arada 
gülmekte lazım :) 
Bu bağlamda 5.sezonunu dün devirdiğim Two And a Half Men ve sezon arasındaki How i Met Your Mother'dan en çok güldüğüm iki sahneyi paylaşmak istedim. 
How i Met Your Mother'ı takip edenler bilir daha önce burada özel bi yazıyla Barney & Robin Canada Macerası başlığıyla paylaşmıştım ancak şimdi sadece izleyip gülmek için sizlerle paylaşıyorum.







Videolar yazının devamındadır.


Hangisi Gerçek Efsane ? {Star Wars,The Lord of the Rings,The Godfather...}

3 Yorum

Sinema tarihinde onlarca efsane, onlarca unutulmaz film var. Herkes tarafından kabul görmüş filmler ise daha kısıtlı. Ama bu efsanelerden en çok konuşulanlar her zaman seri filmleri olmuştur.



Sinema tarihine damgasını vurmuş seri filmleri elimden geldiğince merak etmiş, çoğunu sinemada izleyerek efsane oluşlarına canlı tanıklık ettim ama yine de bazılarını izlemem çok geç olmuştu.
Bu doğrultuda büyük bir eksiğim olan The Lord of the Rings'i (Yüzüklerin Efendisi) izlememle bu efsaneleri bir anlamda bitirmiş ve hepsini tartma fırsatı bulmuş olmanın rahatlığı ile internet aleminde filmlerin kıyaslamarına bakmaya başlamıştım (Önceden hepsini izlemediğimden spoiler yeme korkusuyla bakmamıştım).

Ancak kesinlikle net bir sonuca ulaşamadım, ulaşabildiğim en bariz sonuç Star Wars ve The Lord of the Rings diğerlerinden yani en çok öne çıkan Matrix ve Harry Potter'dan çok üstündü.  Tabii ki The Godfather'da bu listede ama onun yeri gerçekten çok farkı yani onu hiç kıyaslamak istemedim ama maalesef yerini kestiremedim.

Kişisel olarak hayatımın en iyi sinema dönemimi geçirdiğim zamanlar, hayatıma damgasını vuran Star Wars'ü asla diğerleriyle kıyaslamadım ancak yine de olaya objektif yaklaşmam gerekiyo sanırım. Bu nedenle sözlükler olsun, divx siteleri olsun, sinema siteleri olsun haşır neşir oldum ve birisin bariz üstünlüğünü görmek istedim, sonuçta bu 5 efsane serinin en üstününde fikir birliği olmadığını gördüm.

İmdb'ye bakmak gerekirse o The Godfather diyor ancak diğer tüm kaynaklar Star Wars ve The Lord of the Rings'i diğerinden üstün görüyor. Bende merak ettim ve sizlere danışmak istedim. Hani öyle harıl harıl bir kalabalık değil burayı takip eden toplasan bir elin parmaklarını geçmez belki ama o insanlar yüzlerce kişiye bedel diyebilirim ve görüşlerinize çok önem veriyorum.
Bu nedenle sağ çubuğa eklediğim anket uzun bir süre orada kalacak hepinizden hangisinin daha iyi olduğunu soracak. Sizlerde yanıtlarsanız gerçekten aydınlanmış olacağım.

Friends'ten Sonra Neden Two And A Half Men ?

4 Yorum

Bugüne kadar çok dizi izledim. Hangi diziye bağımlı olabilecek kadar hastasın deseler net bir şey söyleyemem, ha ne denir bir efsane vardı tartışılmaz Lost ve diğerleri denir. Ama Lost'a ne kadar bağlıyımdır ? Gider Dvd'lerine küçük bir servet veririm ama ona tapmam.
İşin birde komedi dizileri tarafı vardır. Dramalara göre komedilerle daha içli dışlıyımdır. Sonuçta hepsi 20 Dakika ve üzerimde Psikolojik bir etkisi var.


Aslında bu rüzgar ben henüz 4 yaşındayken başlayan benim 2004'te keşfettiğim Friends ile başladı. Friends öyle sıcak bir komediydi ki bir solukta izledim ve benim Lost dışında (eski v ve charlie'nin melekleri saymazsak) izlediğim ve bağlandığım ilk diziydi.
Böylece bir komedi furyası başladı, 1 senede Frieds'i hatim edince harıl harıl komedi arar oldum. Tabii ki hiç birisi Friends yerini tutmayacaktım ama yinede lazımdı komedi. Friends hakkında ayrıca uzun bir yazı yazacağım kesin ama şöyle bir özetlemek istedim. Neyse;

Dediğim gibi 1 sene ya geçti ya geçmedi How i met your mother başlamıştı. Friends çakması diye çok önyargılı davransamda onlarda benim hayatıma girmişlerdi bir kere.

Ama olmuyor olmuyor olmuyor. Komedilerden istediğim tadı alamıyorum, bu belki The Big Bang Theory ile çözdüm dedim ama Friends yıllarını hatırlıyorum onları izlerken birden diziden soğuyorum. E ne yapmak lazım hâlâ bir komedi bulmak lazım.

Tabi bu arada çok komedi izledim. Modern Family'den 30 Rock'a kadar çok dizi girdi hayatıma ama hiç biri işte bu dememe yol açamadı.
Böyle bir açlıkta İngiliz dizi The İt Crowd gerçekten harkûlade olsa da çok kısaydı. (malum ingiliz dizileri sezonda 6 bölüm)

İşte böyle bir zamanda 1.5 aylık boşluğumda devamlı ertelediğim, ne kadar iyi olabilir ki sonuçta çok dar bir konu dediğim Two And A Half Men ile tanıştım. Gerçekten diziye çok ön yargılarım vardı. İlk bölümlerde alışma süresi geçirsekte sezon ortalarına doğru gece yarılarında kendimi gözlerimden yaşlar akarcasına gülerken bulur oldum. Nedendir bilmem bu dizide kendimi buldum. İki ayrı karakterin birbiriyle kardeş olması ve aynı evde yaşamaya mecbur olması.
Bir Chuck Lorre yapımı olduğundan kaliteli espiriler göreceğimiz kesindi ama bu kadarını beklemiyordum. Charlie, Alan ve Jake Harper'lı kadro izlediğim en iyi komedilerde 2.sıraya oturmakta en büyük aday.
1 ay olmadı başlayalı bu inanılmaz boşlukta belkide izlediğim tek dizi oldu ve şuanda 5.sezondayım. Koskoca 5 sezon devirdim ama daha 1.sezon dün gibi aklımda yine öyle sahneler var ki hepsini aklıma getirip getirip kahkahalara boğulabiliyorum. Bu durumu en son Friends'te yaşamıştım.

Evet biliyorum biraz Two And A Half Men yazısından çıkıp Friends yazısına dönüştü farkındayım ama komediyi anlatmak için onlardan bahsetmesem olmuyor işte.
Taahm'e dönmek gerekirse sıcacık bir aile ortamı ve birbirleriyle iyi geçinmeseler de bir birlerini seven bir ailenin hikayesi.
Birbirlerine olan gerçekci tavırları, annelerine karşı tutumları ve çocuk büyütme konusu her şeyiyle tam bir komedi. Özellikle Charlie'nin doğal halleri beni benden almaya yetiyor.

Zamparamı zampara, hayatı her zaman düzgün giden Abi Charlie ve tam aksine hayatı hep kötü giden pısırık Alan'ın hikayesinde belkide en komik karakter Alan'ın çocuğu Jake. Alan'ın karısı tarafından evden postalanıp tek sığınabileceği abisinin yanına gitmesiyle başlayan hikayemiz. Aynı mekanlarda öyle yerlere geliyor ki her bünye içerisinde biraz kendisini buluyor.
Bu yüzden midir bilinmez Two And A Half Men hayatımın komedilerinden birisi oldu.

Şuanda 7.sezon finali çekilmiş ve yaz tatiline girmiş durumda dizi. Klasik CBS dizileri gibi eylül ayında yayına dönmesi bekleniyor. Ancak bu sefer bir sorun var o da Charlie Harper karakterini oynayan Charlie Sheen'in artık dizideki zamanınn dolduğunu düşünmes ve maddi anlaşmazlıklardan dolayı diziye veda edeceği yönünde görüşler var ama yinede büyük ihtimalle anlaşacakları yönünde dedikodular artmaya başladı.

Şuanda tek dileiğimi Chalie ile yola devam etmek tabii ki o olmazsa pek bi tadı olacağını zannetmiyorum dizinin.

Hâlâ izlemeyenler varsa ilk fırsatta izlemeleri gerekiyor. Friends'ten sonra yeni bir heyecandır Two And A Half Men...

Yaz ayının en büyük rengi: Rizzoli & Isles

4 Yorum



Dizi yokluğunun boy gösterdiği yaz aylarında sezon içinde izleyemediklerimiz, efsaneler tekrarları derken insan bir zamandan sonra yeni dizi arayışına başlıyor.
Bu arayışlar doğrultusunda bu yaz 100 Questions ve Persons Unknown'a başlasam da birisi yayından kalktı birisi ise beni etkileyemedi.
Böyle bir dönemde TNT'nin dizisi Rizzoli and Isles 'a başlamaya karar verdim. Klasik TNT polisiye dizisidir diye başladım asında, pek ümidimde yoktu. Beklenti düşük olunca tabi izlediğimden ayrı bir zevk aldım.

Öncelikle dizi Tess Gerritsen'in aynı isimli roman'ından uyarlamadır. Böyle oluncada Amerikan'ların dikkatini çekmiş olacak ki premiere'i 7 milyon kişi izlemiş.
Başrollerinde Angie Harmon (Rizzoli) ve Sasha Alexander(Isles) oynamakta. FBI içinde birisi (rizzoli) dedektif diğeri (isles) FBI'ın adli tıp yönünde çalışmakta.

Bu iki karakterin mükemmel uyumları söz konusu.

Özellikle Isles ayaklı Wikipedia gibi bilmediği ve görüşü olmadığı konu olmayan. İdealleri olan bir kadını oynamakta. Devamlı düzgün giyinen, yediğine dikkat eden kusursuz bir tıp kadını.


Bunun tam aksine Rizzoli ise dağınık, ne zaman ne yapacağı belli olmayan, hayatı doğaçlama yaşayan bir karakter.

Bu ikilinin uyumu sayesinde dizi mükkemel bir yer edindi gözümde.
Isles bana Dr. House tipi bir karakter gibi hissettirdi,  özellikle anında cevapları ve bilgisiyle bunu seyirciye vermeyi başardı. Rizzoli ise kitabı sonlandıran işleri yapmakta. Özellikle her bölümde farklı bir suçla mücadele eden Rizzoli'un en büyük yardımcısı tabii ki İsles.

Karakter uyumları demişken yan karakterlerden de bahsetmemek olmaz özellikle Bruce McGill'in oynadığı dedektif Korsak FBI'ın tecrübeli ancak ilerleyememiş ferdi olarak karşımıza çıkıyor ve bu tecrübesiyle Rizzoli'un ortağı aynı zamanda en büyük yardımcılarından.
Her bölümde ayrı konu inceliyor demiştik buna değinmek gerekirse, kitap doğrultusunda her bölüm farklı kitabın farklı bir bölümü doğrultusunda gidiyor.

Henüz 3 Bölüm izlememe rağmen beni tatmin eden bir dizi olmasından dolayı sizleri bilgilendirmek istedim. Ancak şöylede bir şey varki ne zaman bir dizi hakkında yazsam, önersem dizi iptal oluyor.
Ha bu arada hep olumlu baktık ama illaki eleştirecek birşey ararsak o da kitaptan bölüm bölüm gitmelerinden kaynaklanan bir sorun olan; ana hatları çizememek. Yani ana bir konu belirlenemedi. Tamam her bölüm başka bir suç olacak ama ana bir konu belirlense herşey ona bağlansa sonunda daha şık olabilir. Ama kitaptan gitmeyide düşünebilirler.
Şimdilik bu durgun aylarda en büyük zevkim olan bu diziyi eleştirmekte istemiyorum herşey oturacak umuduyla yeni yeni sezonlara inşallah diyorum :)

Umarım Rizzoli and İsles uzun soluklu bir yapım olur. Hepinizi en azından 1 bölüm izlemeye davet ediyorum.

Dizi yayınlanmadan önceki Promo ise şöyle;
Özet geç diyenlere mükemmel bir özet :)

Lost the new man in charge // 12 Dakikalık Özel Bölüm

0 Yorum




Dünyanın en iyi dizisi Lost uzun bir aradan sonra sevenlerine bir merhaba daha dedi. Bu merhaba büyük final ardında kalan soruları yanıtlama amaçlıydı. Özellikle Dharma ile ilgili bilgiler alacağımızı biliyorduk, ayrıca bölümde adaya gelen yiyeceklerin nereden geldiği, walt'un nerede olduğu ve kutup ayıları gibi sorulara kısa cevaplar aldık.
Ancak Dharma videosu yine farklı sorular çıkarmadı değil.

Ne olursa olsun bu yaz gününde süpriz bir şekilde karşımıza çıkan efsane yine yüzümüzde bir tebessüm bıraktı, bölüm sonunda o siyah fonta sade beyaz karakterlerle LOST yazısını görünce ulan çekin 6 sezon daha izleyelim dedim o kadar heyecanlandırdı bu 12 dakika beni.

Ayrıca;
---Spoiler---
-Binadaki abilerimizin Benjamin'e cevaplar istiyoruz demesi, seyircinin senaristlere haykırışı gibiydi. Yine çok iyi yakalamış ve kurgulamışlar tabi Ben'de çok iyi cevapladı soruları. Havasından hiç birşey kaybetmemiş...

-Walker'ın Benjamin'le konuşması ve Santa Rose sahneleri yine mükemmel olanlardı.

-Ve tabiiki Hurley; ada hepimizin evi, ait olduğumuz yere gitmeliyiz sözleri adanın tüm eskileri tekrar getirilmesi gerektiği teorisini sağlamlaştırdı. Herkes adada ölecek gibisinden.
---Spoiler---

Ve Lost'umuz bu bölümle bıraktığı soru işaretlerini açıklayamaması ve veridiği izlenim, dizi devam edecekmiş gibi. Umarım böyle birşey olurda Lost'suz sezon geçirmeyiz :)


Bilirsiniz Warez paylaşımı yapmam indir felan yakışmıyor. Ama herkes link bulamamaktan dert yandığı için şöyle bir yardımda buluniuim dedim
Torrent kullananlar için: İNDİR
Normal Download için: İNDİR
Türkçe Altyazı: İNDİR

Force İndia // Bir Yükseliş Öyküsü

0 Yorum




Uzun bir zamandır aklımda olan Force İndia hakkında bugün yazmak istedim. Özellikle Macaristan yarışından sonra kesinlikle bu sporun içinde olmasını gerektiğini anladıktan sonra.


Force İndia F1 Takımı uzun bir F1 tarihi olmasada isim değişikliklerinin sonucu oluşan bir takımdır. 2005 yılında başarısız bir sezon geçiren Jordan F1 Takımı maddi zorluklarıda kaldıramayınca takımı Midland grubuna sattılar  Midland F1 2006 sezonunda Formula 1'de yeni takım olarak boy göstersede onlarda bu pahalı spoda tutunamamıştı, özellikle Midland grubu şirket içinde anlaşmazlıklar yaşayıp yüksek giderli spor'a hiç başlanmaması gerektiğini dahi söyledir. Sonuç olarak 2006 sezonu sonunda takımı Hollanda'lı Spyker'a sattı böylece  Spyker F1 takımı oluştu.


2007 sezonunda Yapılan değişikliklere rağmen yine istenen sonuçların alınamaması ve takımın 42 milyon dolar zarar etmesi nedeniyle Midland'den 106.6 milyon dolara alınan takım Hintli iş adamı Vijay Mallya ve Spyker'ın F1 direktörlüğünü yapan Hollandalı Michiel Mol'un oluşturduğu konsorsiyuma 124 milyon dolara satılmıasıya sonuçlandı böylece Takımın yeni adı Force İndia oldu.


Force İndia 2008 sezonuna yeni takım olarak başlasada diğer yeni takımlardan farklı ve kuvvetliydi, bu sefer hintli takım bu süregelen değişimlerin tecrübesiyle tutacak gibiydi. 
İlk sezonda pilotları Reneult'dan taze ayrılan Giancarlo Fisichella ve Adrian Sutil'di. İlk yarışlarını 2008 Avustralya'da koşan takım sezona kötü başlamış ve ilk turdaki zincirleme kazada iki pilotunuda kaybetmiş yarış dışı kalmıştı, tabiiki bu sonuç onları yıldırmadı sezon boyunca 36 Start alan takım hiç puan alamasada 5 defa yarış dışı kalarak istikrarlı bir performans göstermiştir. 


2009 Sezonuna ise en büyük değişiklik olarak araca uyum sağlayamayan Ferrari motoru yerine daha iyi olacaklarını umdukları Mercedes motoru ile başladılar ve 5 yıllık anlaşma yaptılar bu karar onların şunaki durumunun en büyük gücü. 2009 sezonuna Brawn Gp damgasını vururken RedBull ve Force İndia gibi takımlarda büyük yükseliş göstermiştir. Sezona iyi derecelerle başlayan Force İndia 2009 Belçika'da tarihinin ilk pole pozisyonunu ve ilk podyum zaferini aldı. Bu sonuç ardından pilot arayışında olan Ferrari takımın yıldız pilotu Fisichella'yı sezonun sonu olmasına rağmen transfer etti ve Force İndia tam poduyum kazanmışken bu değişiklik onları sezon sonunu getirmesine neden oldu ve 2010'un hazırlıklarına başladı. Sezon sonuna kadar hiç iki pilotu birden yarış dışı kalmayan 2-3 takımdan birisiydi. Yine istikrarlı sonuçlarıyla dikkat çekse de 13 puan toplayabilmişti.

Ek Sayfalar

Bu blogdaki yazılar Kamil Akar'a aittir ama ego şişkinliği yapmaya lüzum yok, Copy Paste serbesttir. Blogger tarafından desteklenmektedir.
Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...

Hayallerine dokun, bloğuma dokunma

Gelecek Bölüm Promoları

Gelecek Bölüm Promoları
Güncelleme: BUGÜN (Fringe ve "V")

Followers

En Çok Okunanlar

İnternette Sansüre Hayır!

sansüre hayir

Twitter Şeysi

Video İzleme Zımbırtısı

Hayata Anlam Katanlar-1

Hayata Anlam Katanlar-2

Hayata Anlam Katanlar-3

Hayata Anlam Katanlar-3

Büyük Efsane'M

Hakkımda

Kısaca asosyal, okumayı ve yazmayı seven, 7/24 dizi izlese sıkılmayan, filmler hayatının gidişatını etkileyen, futboldan vazgeçemeyen bir kişiliğim :) Kendim için birşeyler karalıyorum, okuyan olursa ne âlâ, okuyan olmazsa ileride döner döner kendim okurum demiş ve başmışımdır... Başta dediğim gibi... Sadece ego tatmini!